Güzelliğine Oksijenine Doyamadım Karadeniz (Karadeniz Yazısı Bölüm 3)

     Karadeniz gezimizin artık son gününe gelmiştik. Bir gün önce tattığımız lezzetler, eğlenceli akşam ve konaklama yerinin bize yaşattığı mutluluk inanılmazdı.

   Sabah bizi yağmurlu bir gün bekliyordu. Dere şırıltılarının yanında kiralık dağ evimizde sabahın köründe (saat 8 buçukta alarmsız kalktık) dinlenik bir şekilde kalktık. Sanırım bu Ayder Yaylası‘nın muhteşem doğasından kaynaklanan bir şey.

   Kalktıktan sonra odamızı teslim ettik ve biraz daha yukarılarda ne olduğunu merak ettik. Eğer yaz başı buraya gelirseniz Kaçkar Dağı Yürüyüş Yolları‘na özel muhteşem bir doğa sizi bekliyor.

   Son gün rotamız belliydi. Trabzon‘a doğru gidilecek, Maçka tarafına doğru Hamsiköy‘e gidilecek, orada sütlaç yenilecek ve dönerken Maçka‘da Sümela Manastırı‘na gidilecek.

   Yolumuz uzun, şöyle izah edeyim; Ayder‘den Hamsiköy 210km yani 3 saat 20 dakika, Trabzon Merkez‘den Hamsiköy Gümüşhane-Bayburt yönüne yani Karadeniz‘in içerisine doğru Zigana Geçit‘ine varmadan 55 km yaklaşık 1 buçuk saat gidilerek ulaşılıyor.

   Sümela Manastırı desen Trabzon Merkez‘den yine Gümüşhane Bayburt yolunu izleyerek içeri doğru gidip Maçka ilçesinden geçiyorsunuz. Trabzon Merkez‘den Maçka 33km yaklaşık 45 dakika sürmekte Maçka‘dan Sümela Manstırı ise 19km ve 30 dakika  yani Trabzon Merkez‘den yol yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor.

   Biz Ayder Yaylası‘ndan yola çıkıp transit olarak Hamsiköy‘e gideceğiz, yani yaklaşık 3 buçuk saat yol gideceğiz. Yola koyulduk fakat kahvaltı etmemiz gerekti.

   Yolda Rize‘nin Derepazarı ilçesinde Zümrüd-ü Anka Konağı‘na uğradık. Hem hotel hem de restorant olarak hizmet veren bu aile işletmesinin manzarası muhteşem. 

   Yemekleri ise geleneksel karadeniz usulüne göre pişiriliyor. Biz kahvaltı edeceğimizi ve mutlaka muhlama yemek istediğimizi belirttik. Üstüne tavsiye olarak Karadeniz Pidesi eklediler.

   O kadar samimi davrandılar ki serpme kahvaltı ziyan olacak ve boşuna para ödeyeceksiniz onun yerine yanına bir iki taze ve organik bir şeyler getireyim dediler. E haliyle bizde kabul ettik.

   Şu görmüş olduğunuz leziz sofraya 50 TL ücret ödeyerek ayrıldık.

   İstikamet Hamsiköy‘dü. Önümüzde yaklaşık 2 saat yol vardı ve bu yolculukta Karadeniz‘in yağmuruyla tanışmış olduk. Yolda biraz! Fırtınaya denk geldik. 🙂 Sürmene ilçesine kadar gelinir de bir bıçak alınmaz mı? Sahil yolunda bulunan Eyüpoğlu Bıçakçılık‘a uğrayıp evimize bir adet şef bıçağı aldık.

   Sürmene Bıçağı fiyatlarını merak edenler için büyük tahta saplı şef bıçakları 85TL, bir boy küçüğü 65 TL, onlarında en ufakları normal kesme bıçakları ise 45 TL.

   Kullanım alanına göre söylediğinizde her karadenizli gibi size çok yardımcı oluyorlar. Bıçağımızı aldıktan sonra yağmurlu ve yeni yapılmakta olan Zigana Yolu‘ndan kazasız belasız Hamsiköy‘e vardık. Durağımız Niyazi Usta Hamsiköy Sütlacı‘ydı. 

   Sütlaçlarımız bitirdikten sonra yaklaşık 1300 metre rakımda olan, dar ve virajlı yoldan gidilen Hamsiköy‘ün abartıldığını düşündük. Çünkü inanın dik vadili bir köy ve köyde sütlaççıdan başka birşey yok. Her yer 34 plaka. Sonunda şunu dedik burası da her yer gibi İstanbulluların abartması.

   Zaten biz sütlaçlarımız yerken gelen 2 tane müşterinin de “Abi böyle bir lezzet İstanbul’da yok yaa!” demesi tezimizi güçlendirdi. 2 tane sütlaç ve 1 tane soda için 14TL hesap ödedik.

   İnanın merkezde yenilen sütlaçtan bir farkı yok. Ayrıca yeni yapılan Zigana Yolu‘nda tek şerit rampalı ve tadilatlı yollardan sonra daracık tırmanılan virajlı yollarda araba sürerek yorulmanıza değmez.

   Neyse burayı da görmüş olduk. Her keşif güzel olacak diye bir kaide yok. Bir daha Hamsiköy derlerse onun yerine daha güzel yerlere gitmeyi tercih ederim.

   Hamsiköy‘den inip Trabzon yoluna döndükten yaklaşık 35 dakika sonra Maçka‘ya vardık. Maçka‘nın içinden de 19 km yol gittikten sonra Milli Park Girişi var ve otomobil girişi 10 TL. Büyük otobüsler aşağıda bir yere kadar gitmekte ve oradan yukarı 3 km yürüyerek tırmanmak zorundasınız. Otomobiliniz varsa otomobil bu yolu rahatlıkla çıkar.

   Sümela Manastırı tadilatta. O yüzden içeri giriş yok. Kulübede güvenlik sizi yan tarafta bulunan Aya Varvara Kilisesi’ne yönlendiriyor. Tarihi bir kilise olan Aya Varvara Kilisesi ufak bir kilise içinde sadece büyük bir barkovizyon ve burada Sümela Manastırı’nın tarihi anlatıldığı bir film dönmekte.

   Aya Varvara Kilisesi’nin terasından ise Sümela Manstırı‘nı görebiliyorsunuz. Gittiğimiz zaman hava biraz sisliydi ve manzara tam bir gotik korku filmlerini andırıyordu.

   Sümela Manastırı‘nda fotoğraflarımız çekip aşağı Maçka‘ya indik ve buradan yerel alışverişimizi yaptık. Köylüm Çiftlik‘e girip yayla tereyağı, bal, mısır unu, fıstık ezmesi vb. şeyler aldık. Buranın bir güzelliği ise Yurt İçi Kargo ile anlaşması varmış ve 5 kiloya kadar olan paketleri mesafe farketmeden 10 TL ile 15 TL arası bir kargo ücreti ile tüm Türkiye‘ye kargoluyormuş. 😉

   Burası için fiyat vermek gerekirse; yayla tereyağı kilosu 35-37,5 TL, bal kilosu 35TL, Alışverişimizden sonra istikamet Trabzon Merkez.

   Hava kararmıştı ve akşam yemeği vaktiydi. Trabzon‘a hatta Karadeniz‘e gelinir de balık yenmeden dönülür mü? Tabiki de hayır. Hemen soluğu Boztepe‘de ki meşhur Bordo Mavi Balık‘ta aldık.

   Yerel bir restorant olan ama çoğu ünlünün uğrak yeri olan Bordo Mavi Restorant‘ta hamsi yemeği tercih ettik. Masaya ikram olarak gelen turşu, kara lahana sarması ve kum patatesi inanılmaz lezzetliydi.

   Balık için yorum yapmama bile gerek yok. Karadeniz‘de kötü balık yok ama burası emin olun çoğu balık restorantından kat ve kat daha lezzetli.

   Akşam yemeğimiz bittikten sonra artık Karadeniz‘den ayrılma vaktimiz gelmişti. Havaalanı‘na gidip kiralık arabımızı teslim ettikten sonra dönüş yolculuğu başlamıştı.

   Uçağa binmeden fark ettik ki içeride, ikinci güvenliği de geçtikten sonra(yani valiz tesliminden sonra) tam uçağın kapısının olduğu en alt bölümde, yerel lezzetler dükkanı var. Hemen aklımıza tereyağının fiyatını sormak geldi. 1kg için 39TL dendi.

   Aklınızda bulunsun bagajınızda kilo probleminiz varsa tereyağını 1-2 TL fazla vererek buradan alıp hiç kilo problemine girmeden yolculuk yapabilirsiniz.

 

   Bir yolculuğun son günü biraz hüzünlü, biraz yorucu, yeni birşeylerin keşfi ve eve dönüş sebebiyle biraz heyecan doludur. Son anda yaptıkların ve yapamadıkların vicdan hesaplaşması yapar. Birde kafanızda bir daha geldiğimde kesinlikle şunu yapacağım dediğiniz şeylerle dönüş yolculuğu başlar.

 

   Bir daha Karadeniz Seyahatı yapılacaksa kesinlikle yapacağımız şeyler;

  • Trabzon Merkez yerine yaylalarda dağ evlerinde konaklama
  • Trabzon Merkez‘de Beton‘da helva yemek.
  • Trabzon Merkez‘de pilav yemek.
  • Ayder-Kaçkarlar’da doğa yürüyüşü
  • Anzer Yaylası’nda konaklama
  • Gürgen Dibi’ne tekrar tekrar gitmek.
  • Bu kadar kısa süreli değil uzun bir dinlenme tatiliyle yaylalarda dinlenmek.

 

        Yapmayacağımız şey ise Hamsiköy’e gitmek 🙂

 

 

Yorumlar

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir