Mavi Yeşil Cennet Karadeniz (Karadeniz Yazısı Bölüm 2)

     O kadar yorucu ve sinir bozucu bir günün ardından bizi güneşli bir Trabzon sabahı karşıladı. (Neler olduğunu merak ediyorsan ilk yazımızı okumamışsın demekki hemen buradan ilk yazıya ulaşabilirsin >> )

   Otelimizin çatı katında yer alan restorantına çıktık. Mütevazı bir açık büfe kahvaltı bizi bekliyordu. Kahvaltıda dikkatimizi tek çeken şey fındık ezmesi idi. Hotel Fiskobirlik marka fındık ezmesi kullanıyormuş. Notumuzu aldık ve marketten bir tane aldık enfes lezzetli tavsiye edilir.

   Kahvaltımız yaptığımız gibi otelden ayrıldık çünkü gidilecek çok yer vardı ve malum ülkenin doğu kısmında hava erken kararıyordu.

   İlk olarak Trabzon‘u kuş bakışı izlemek ve sabah kahvemizi yudumlamak için Boztepe‘ye çıktık. Manzara inanılmaz güzel. Alabildiğine Karadeniz ve Trabzon ayaklarınızın altında.

   Boztepe‘de 2 tane çay bahçesi var biraz yukarıda olanda manzaraya karşı sadece kahvaltı, semaverde çay hizmeti varmış. Başka içecekler için yukarıda kafeteryanın içinde manzara görmeden oturmanız gerekmekte.

   Hal böyle olunca biraz daha aşağıda yer alan Seyri Safa Çay Bahçesi‘ne oturduk. Burada diğer yer gibi bir kısıtlama söz konusu değil. Yok abi ben çaycıyım illa çay içerim dersen de 2 kişilik semaver 22TL, 4 kişilik semaver 27TL, 6 kişilik semaver 32TL

   Kahvelerimizi bitirdikten sonra Trabzon Merkez‘de görülmesi olmazsa olmaz en önemli yer Trabzon Atatürk Köşkü‘ne doğru yola çıktık.

 

   Biraz tepelerde yer alan Atatürk Köşkü; Mustafa Kemal’in Trabzon‘u ziyaretlerinde kullandığı evmiş. Girişte sizi rengarenk çiçeklerle bezenmiş küçük bir süs havuzuna da sahip bir bahçe karşılıyor.

   Atatürk Köşkü‘ne giriş ücretli. Tam 5TL, öğrenci 2TL. Giriş saatleri mevsimsel olarak değişmekteymiş. Yaz sezonunda 9:00-19:00 arası, eylül ayında 09:00-18:00 arası, kışın ise 09:00 ve 17:00 arasında açıkmış.

   3 kattan oluşan köşkte bizi en çok etkileyen yer Atatürk‘ün kişisel odası oldu. Duvardaki her tablonun altında “Büyük Kurtarıcı” yazması da ayrıca tüylerimizi diken diken etti.

   Atatürk Köşkü‘nden sonra istikamet biraz daha doğu ve biraz daha yükseklerdi “Uzungöl”. Trabzon Merkez‘den yaklaşık 97 km uzakta ve 1090 metre rakımda olan Uzungöl’e 1 buçuk saatte vardık.

   Karadeniz Sahil Yolu‘nun güzelliğinden ilk yazıda olduğu gibi belirtmeden geçemeyeceğim. Bir tarafınız Karadeniz ve uçsuz bucaksız mavilik, diğer tarafınız alabildiğince yeşil. Hani dağlarda ağaçların arasında kahverengi kahverengi toprak gözükür ya; ha o işte burada gözükmüyor o aralar bile yemyeşil.

   Neyse Karadeniz Sahil Yolu’nu kullanarak Trabzon‘dan Rize yönüne doğru yol aldık. Sahil yolunda Trabzon Of ilçesinin girişinden içeri doğru Uzungöl tabelası sizi yönlendirmekte.

   Yol sizi korkutmasın inanılmaz derecede rahat bir yol. En başta o kadar tırmanacağız derken hiç anlamadan 1000 metre rakıma çıkmışız bile. Uzungöl‘e vardığımızda bisiklet yarışı varmış ve Jandarma göle girişleri kontrollü vermekteydi. Bu yüzden trafik baya bir sıkışıktı. Hemen girişte bulunan otoparklardan birine 20TL karşılığında arabayı teslim ettik ve yürüyerek dolaşmaya karar verdik.

   Ülkenin her yeri gibi burasıda arap turist akınındaydı. Hatta tabelalar bile arapçaydı siz düşünün.

   Uzungöl’den bahsedecek olursak; burası tamamen bir doğa harikası. Sizi daha ilk girişte büyüleyip cennette olduğunuza inandırıyor. Buram buram oksijen ve temiz havaya dikkat çarpılabilirsiniz. Gölün etrafında oteller, kafeteryalar ve turistik eşya satıcıları var. Buraları tam tur yürüyerek dolaşmak yaklaşık 1, 1 buçuk saat sürmekte.

   Yürüyemeyecek gibiyseniz elektrikli bisiklet kiralayabilirsiniz. Gölün etrafını dolaşmak için elektrikli bisikletin yarım saatlik kirası 30TL, 1 saatlik kirası ise 60TL.

   Eğer uzun bir Karadeniz Turu düşünüyorsanız bir gece Uzungöl‘de konaklayın deriz. Otel ve Motellerin fiyatları 150TL ve 250TL arası değişmekte.

   Uzungöl gezimizi bitirdikten sonra gece konaklamak üzere Ayder Yaylası‘na doğru yola koyulduk. Ayder Yaylası‘na gitmek Uzungöl‘den yaklaşık 2 buçuk saat, Rize merkezden 1 buçuk saat, Trabzon‘dan ise 2 buçuk saat sürüyor.

   Trabzon yönünden Rize‘yi ve Rize‘nin Pazar ilçesini geçtikten sonra Ayder tabelası sizi yönlendirmekte. Yönlendirdiği yol meşhur Fırtına Deresi‘nin yanından süzülmekte. Gümbür gümbür akan bu dereye hayran hayran bakarak yolumuzda ilerledik. Fırtına Deresi‘nin girişinde rafting, zipline vb gibi extreme spor merkezleri bulunmakta.

    Ayder‘e varmadan son yerleşim olan Çamlıhemşin ilçesinde tavsiye üzerine yemek molası verdik. İlçenin çıkışında köprünün hemen yanında olan Yeşil Vadi Restorant‘a gittik. Fırtına Deresi‘nin dibinde olan bu restorantın teras bölümünden dere sesiyle leziz bir yemek yiyebilirsiniz.

   Daha oturur oturmaz, yayla tereyağı, bal, patlıcan kızartması ve kızarmış ekmek geliyor. Tereyağ için derler ya hani Karadeniz Tereyağ‘ı diye ha işte o gerçekmiş. İnsanın kaşık kaşık yiyesi geliyor. Bal desen şekerden bayılmadan yiyebildiğim tek baldı resmen.

   2 tane karışık ızgara ve kara lahana sarması istedik. Üstüne kesinlikle ama kesinlikle uğradığınızda buradan ayrılmadan yiyeceğiniz tek şey Mısır Unu Helvası‘nı yedik. Bu güzelliği birde kavrulmuş fındıkla sunuyorlar ki kesinlikle tok olsanız dahi bu lezzeti burada ıskalamayın.

   Bu inanılmaz tatlı ve yemeklere 63TL hesap ödeyip kalktık. Artık Ayder‘e kadar durmak yoktu. Yaklaşık 17km yolu yarım saatte aldık ve Ayder‘e vardık. Ayder Yaylası, Kaçkar Milli Parkı içinde ve Milli Park’a otomobil girişi ücretli 9TL bir ücreti var.

   Gittiğimizde konaklayacak yerimiz yoktu. Ama tavsiye edilen ilk girişteki otellere hemen atlamayındı. Çünkü bunlar turistik ve bilindik oteller, doğal olarak internette falan direk buralar çıkıyor ve biraz pahalı. Biz biraz daha üstte kalan yerde Şelale Dağ Evleri‘ni bulduk ve telefon açtık. İlk günkü duruma düşmemek için 🙂 Akşam vakti 150 TL‘ye dağ evi kiraladık.

   Size tavsiye otelinizi Ayder‘e gidip telefonla arayarak bulun 😉

   Muhteşem bir doğada, 2 katlı evde, veranda, çift kişilik yatak, dolap, mini bar, tuvalet ve banyo ile çatı katı vardı, tamamen ahşaptan evin çatı katında ise 2 tane tek kişilik bazalı yatak bulunuyor. Isınmayı elektrikli panelle yapılan evler dere kenarında ve dere sesiyle birlikte doğayla içe uykuya dalıyorsunuz.

   Kalacak yerimiz tamam olduğuna göre sıra akşam yemeğine gelmişti. Yine tavsiye üzerine Milli Park Giriş Gişesi‘nin hemen yanında bulunan Gürgen Dibi‘ne gittik. Ayder‘den yaklaşık 3km aşağıda bir yer.

   Mekan güzel değil çok ama çok güzel. İçerisi Atatürk resimleriyle dolu ve içeride soba yanıyor.

   Masalar eğlence dolu. Yan masada yaklaşık 10-15 kişilik bir grup vardı ve yarısı İzmir‘liymiş 😀 Masada o kadar erkeğin içinde hiç mi biri küfür etmez, hiç mi biri mi sin kaflı kelime kullanmaz yok!

   Bildiğin efendi gibi içmek deyimi burası içinmiş. Mekanın sahibi sanki ev sahibi gibi herkesle alakadar, herkesle ilgili.

   O kadar keyifli ortamda bir gün öncenin stresini üzüntüsünü bırakın ömrünüzün sıkıntısını stresini atar neşe depolarınızı doldurursunuz. 35’lik rakımızn yanında beyaz peynir, arnavut ciğeri, tereyağ, süzme yoğurt(ki en güzeli buydu) ve sınırsız çay için 120TL hesap ödedik.

   Bir gün önce sınır kapısından iyiki almamışlar dedik valla 😀 Geceyi güzelce sonlandırıp hotelimize döndük ve ertesi gün yeni yerler keşfetmek için uykuya daldık.

   Bizde daha macera biter mi tabi bitmez 🙂 Bir sonraki günün maceraları için kısa bir ara 😉

   Bu arada tüm mekan ve trikleri aslen Rize‘li olan kuzenimin kocasından aldık ve nokta atışı yaptık o yüzden tavsiyeler %100 geçerlidir 😉

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir