Kalimera Chios!!

 
     Sömestr tatilini fırsat bilen ve hali hazırda Schengen vizesi devam eden Esra ile Berkay tabii ki attı kendini yine yollara. Bu seferki durağımız Sakız Adası, namı değer Chios, veyahut Xios.
   Sakız‘a bilindiği üzere Çeşme Limanı’ndan feribotlarla geçiliyor. Biz gidiş geliş 26 euroya Ertürk Lines ile yolculuk yaptık. Normal feribot ile 1 saatte gidip hızlı feribot ile yarım saatte döndük. Kış dönemi olduğundan belirli günler seferler var.
     Neyse biz yine attık kendimizi yollara. Önce Üçkuyular Otobüs Terminali , sonra Çeşme otogarı oradan Çeşme limanı. Zaten Sakız‘ı seçmemizin nedeni de Çeşme’den gidip gelebilecek olmamızdı.
    Cuma günü 17.30 feribotu ile Sakız‘a geçtik. Öncesinde freeshoptan 1 euro’luk Amstel ve Heineken‘lerimizi hazırladık feribot keyfi için 🙂
 
 
Bay bay Çeşme 🙂
 
 
     Şansımıza hava o kadar güzeldi ki. 1 saatlik yolculuğumuz sonunda Sakız‘a yanaşıyoruz.
 
 
 
 
     Tam biz limana yaklaşırken görevli fotoğraf çekmememiz için bizi uyarıyor. Sonradan anlıyoruz ki limanda mültecileri toplayan gemi yanaşmış bizimle eş zamanlı. İçinden yüzlerce mülteci indiriliyor doktor kontrolüne götürmek için.
     İnince bir şaşırmadım değil. Küçücük minnacık bir iskele. Veznemsi bir yerde pasaport kontrolü ve Yunanistan‘dasınız. Bu kadar kolay 🙂
      Biz hemen Budget‘a gidip gelmeden önce kiraladığımız arabamızı teslim alıyoruz. Okuduğum yorumları baz alarak ve sonrasında kendi tecrübelerimizi Ada‘da köyleri de dolaşmak istiyorsanız mutlaka araba kiralamalısınız.
      Biz ekonomik olsun diye Panda kiraladık 25 euro’ya. Ada’da benzin acayip ucuz. Toplam 130 km yol yapmışız. 10 euro benzin harcamışız. 10 euro’ya adanın yarısını bucak bucak gezdik.
 
 
Bu da bizim minnak Pandamız 🙂
 
 
     Arabamızı aldıktan sonra hemen markete gittik birşeyler almak için. Lidl Amsterdam’da da Sakız‘da da en ucuz market olarak benim bebeğim 🙂 Bildiğiniz Avrupa‘nın Bim’i.
   Atıştıracak birşeyler ve 6’lı bira aldık. Biraz turlayıp otelimize gittik. Merkeze biraz uzakta Agia Markella otelde kaldık. Berkay daha önce de burada kalmış. Oteli bir aile işletiyor.
   Tam bir rum evi, yüksek tavanlı odalar. Deniz manzaralı odamıza eşyalarımızı bıraktık. Balkonumuzda birer bira içip dinlenip yine dışarı attık kendimizi.
   Merkeze gidip arabayı park ettikten sonra daha önceden bulduğumuz Rakoumel‘e gittik. Biraz tenha sokaklardan ilerlerken kahkahaların geldiği yere doğru gittik ve ta taaam.
   Dış mekanı harika bir bahçe. İçi de keza öyle.
 
 
     İçerisi full genç. Tam da istediğimiz gibi bir yer bulmak da bizi ekstra mutlu etti. Bir yunan tavernası gecesi yapalım dedik.
   Karışık et tabağı, grek salata, fırın patates, ekmek, su, ouzo için toplam 24 euro para ödedik. Grek salata da salata değil baya serpme kahvaltı gibiydi. Yarım kilo beyaz peynir koymuşlardı içine.
   Gece gelip çok mekan göremediğimiz için sabaha erken başlamak istedik o yüzden çok dağıtmadan otele gidip yattık.
 
 
     Mis gibi deniz manzarasıyla uyanmak da cabası. Otelden çıkarken otelin sahibesi yeni yaptığı limon reçellerinden hediye etti bize daha dumanı tütenlerinden 🙂
   Yolumuzun üzerindeki tarihi değirmenlerde durup birkaç poz çektik.

 
 
 
 
 
     Ardından yel değirmenlerinin hemen karşısındaki markete girdik, ve senelerdir hiçbir yerde bulamadığım yulaflı bardan buldum. Tabi ben havalarda 🙂
     Kahvaltılık birşeyler alıp atladık arabaya. İstikamet Pirgi ve Mesta köyleri. Yol üzerinde bir köyde parkta durup kahvaltımızı yaptık.
     Ardından 30 km’lik bir yolculuk yapıp Pirgi‘ye vardık.
   
    Kapıları, sokakları muhteşem. Siesta saati olduğu için sokakta pek insan yoktu. Doya doya fotoğraf çektik biz de.
 
 
 
 
   Pirgi‘den sonra 10 km uzaklıktaki Mesta‘ya gittik. Mesta adanın en popüler köyü diye biliyorum. Gitme vaktimiz yaklaştığı için hızlıca bir köy turu yaptık. Mesta‘nın en dikkat çeken yönü de sokaklar arasındaki dar geçitleriydi.
 
 
 
 
 
   Tüm bu muhteşem 24 saatten sonra artık gitme zamanımız geldi. Dönüşte tekrar Lidl‘e uğrayıp İzmir’e götüreceklerimizi aldık. Tabii ki ouzo‘larımızı da doldurduk.Arabamızı da teslim edip pasaport kontrolünden geçerek feribota bindik.
   Yaz dönemi olmadığı için denize giremedik. O sebeple yazın bir daha gelmek üzere Sakız‘dan ayrıldık. Tam  24 saat geçirdik Sakız‘da. Dinlenceli, eğlenceli bol gezmeli 24 saatti. Kulağa hoş gelen Yunanca’yı sürekli duymak da cabasıydı.
Zaten her yerde Türkçe tabelalar, menüler, yazılar var. Malum ada misafirlerinin yarısı Türk.
   Neyse Sakız maceramız da böylesiydi. Biz gezmeye bayılan iki insan olduğumuzdan hemmen yeni seyahat planımızı yapmaya başladık.
   Hafta sonu Adana ve Mersin’i turlamaya gidiyoruz. İçime kaçtı mı o gezgin ruhu öldür allah çıkmaz.
       Takipte kalın.. 🙂

Yorumlar

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir